dünyanın enleri

Angel fall (Melek şelalesi)

Temmuz 2, 2009 · Yorum Yapın

Melek Şelalesi (İspanyolcaEl salto Ángel), Venezuela‘da bulunan dünyanın en yüksek çağlayanıdır. National Geographic ekibi tarafından 1949 yılında yapılan resmî ölçüme göre 979 m yüksekliğindedir.

Şelaleyi, 20. yüzyılın başlarında, kâşif Ernesto Sánchez La Cruz keşfetmiştir. Batı dünyası ise ancak 1935′te Amerikalı pilot Jimmie Angel sayesinde bu şelalenin varlığını öğrenmiştir. Angel, değerli taşlar aramak amacıyla 1933 yılında çıktığı yolculukta şelaleyle karşılaşır.[2] Şelalenin güzelliğini karısı ve iki arkadaşıyla da paylaşmak isteyen Angel’ın tekrar gelişinde kullandığı uçak, yerlilerin Şeytan Kanyonu dediği Auyan tepesine düşer. Angel, karısı ve iki arkadaşı, 11 gün süren çetin bir mücadelenin ardından küçük bir kasabaya iner. Onların bindiği uçak ise tam 33 yıl sonra tepeden helikopter yardımıyla kaldırılarak Maracay‘daki Aviation Müzesi’nde sergilenir. Şeytana meydan okuyan uçuşuyla Angel, Venezuela’nın efsanesi haline gelir.

Şelalenin suları, en uç noktadan tabana doğru düşerken 807 metre boyunca hiçbir engele çarpmadan ilerler. Doğa bilimciler bu olayı “serbest düşüş” olarak tanımlar. 807′inci metreden sonra kaya çıkıntısına çarpan suların yolculuğu bir süre daha devam eder ve 979′uncu metrede sona erer. Sisli bir görüntüye sahip olan şelalenin suları, kuzeye doğru yol alarak Churun N

ehri’ne karışır.

saltodelangelvenezuelawi1Salto_Angel_from_Ratonangelfallseb425acp0
angelvenezuelalv3

→ yorum bırakKategoriler: doğal yapılar
Etiketlendi: ,

Taş kesilmiş şehir ve insanları

Haziran 27, 2009 · Yorum Yapın

İtalya’da Pompei şehrinin tüm halkı günümüzden 1929 yıl önce taş kesilerek ölmüş.Vezüv yanardağı hepsinin üzerini lavla örtmüş. Şehir haritadan silinmiş. Tarih 23 Ağustos 79 Pompei’de Roma İmparatorluğu hüküm sürmekte, İmparatorluğun başında ise Caligula var. Tarihin gördüğü en gaddar ve en sapık hükümdarlarından biri, Şehrin “edepsizliğe” düşkünlüğü nedeniyle tarihten silindiğine inanç çok büyüktür. Hatta bazılarına göre Pompei de, Sodom ve Gomore gibi Allah tarafından cezalandırılan şehirlerden biridir.

İmparator Caligula zaten kendi kızkardeşine aşık olarak en büyük günahı işliyordu. Halkın ise ondan geri kalır yanı yoktu. Bir ticaret şehri olan Pompei’nin dört bir yanı genelevlerle çevriliydi. Ayrıca eşcinsellik de normal karşılanıyordu. Nüfusun yüzde 60′ı asil halktan, yüzde 40′ı köleden oluşuyordu.  Asiller müthiş bir zenginlik içindeydi. Rivayete göre önce yemek yer, daha sonra yediklerini kaz tüylerini kullanıp kusarlardı. Nedeni ise daha fazla yemek yiyebilmek, yemek zevkinden sonuna kadar faydalanmaktı …

Felaket günü şehirde normal hayat devam ediyordu. O gün hava her günkünden biraz daha boğucuydu, Üstelik çok hafif de bir deprem olmuş, ama önemsememişlerdi. Felaket günü şehirde normal hayat devam ediyordu. O gün hava her günkünden biraz daha boğucuydu, Üstelik çok hafif de bir deprem olmuş, ama önemsememişlerdi. Biraz sonra kül yağmuru başladı. İnsanlar önce umursamadı. Belli ki yaşlı Vezüv daha önce de böyle faaliyetlerde bulunmuştu… Ama bu seferki geçmedi, bitmedi. Paniğe kapılanların bazıları limana doğru koşmaya başladı, bir kısmı ise kendini evine kapadı. Limana doğru koşanları kötü bir sürpriz bekliyordu. Deniz kabarmıştı, azgın dalgalar gemileri lavlara doğru atıyordu. Zaten gökten de iri kum taneleri şeklinde kızgın taşlar yağmaya başlamıştı…

Evlerine sığınanlar ise, yoğun kükürt dumanından boğulmamak için kendilerini dışarı atmakta, bu defa da üzerlerine yağan taşlarla helak olmaktaydılar.. İlk kayıplar yere düşen gaz yüklü siyah taşların patlamasıyla verildi. Gökyüzü kararmıştı, göz gözü görmüyordu. Tüm şehrin yok olması birkaç saat sürdü. Korkunç felaketten kimse kurtulamadı. 18 kilometrelik bir alan içerisindeki Pompei lavlar altında kalmıştı. Pompei’nin 16 bin kişilik nüfusunun büyük bir bölümü taş olmuştu. Vezüv öylesine kuvvetli püskürmüştü ki, kül bulutları, felaketi haber verircesine Anadolu, Suriye hatta Mısır’a kadar uçuşmuştu..

Lavlar Pompei ve komşu şehirleri öylesine aniden yok etmiş ve taş kesmişti ki; bugün o insanların günlük yaşayışlarını, yeni kurulmuş bir film seti gibi görebilmekteyiz.  Ocaktan indirilmemiş bir domuz, fırından çıkarılamamış ekmekler, sırtlarındaki mücevher çuvalıyla sokak kapısını açmaya çalışırken yığılıveren kadın ve erkekler… Kiminin başı ellerinin arasında, kimi çocuğuyla kaçma derdinde… Bir yanda, şehir kapısı önünde üst üste yığılmış cesetler… Öte yanda, bir zengin evinde cenaze şölenine katılan ve yerlerinden kalkmaya bile fırsat bulamadan ölen insanlar… İsis tapınağı, tiyatro… Hepsinin de yaşadıkları son anları dondurulmuş bir şekilde duruyor. Yazıcı dükkânındaki balmumu tabletler, kitaplıktaki papirüs tomarları, hamamlarda kaşağılar, meyhane tezgâhlarında kadehler ve son müşterilerin bıraktıkları paralar…

Ev ve dükkân kapılarında sahiplerinin isimleri, umumi tuvaletlerdeki pislik bulaşıkları bile aynen duruyor. Tüm zenginlikler, makamlar, güzelliklerle birlikte Pompei’nin insanları taş oldu. O insanlar bugün İtalya’da açık hava müzesinde görülebilir…

Jeologlara göre halkın ölüm sebebi kükürt gazı. Taşa dönmelerinin sebebi ise yanardığın püskürttüğü volkanik tozun sertleşmesi. Bu lavlar kalıp oluşturmuş, zamanla içerdeki vücut çürümüş fakat kalıp aynı kalmıştır..

→ yorum bırakKategoriler: ilginç olaylar
Etiketlendi:

150 milyon yıllık deniz canavarı

Mayıs 1, 2009 · Yorum Yapın

canNorveçli bilim insanları, Kuzey Buz Denizi’nde 150 milyon yıl önce yaşamış deniz sürüngenlerinin fosillerini buldu. Bunlar arasında en çok dikkat çeken yunus benzeri 8 metre boyundaki yırtıcı pliosaurKuzey Buz Denizi’nde Norveç ile Kuzey Kutbu arasında yer alan Svalbard adasında bulunan fosil 150 milyon yaşında. Fosilin soyu tükenen plesiosaur ve ichthyosaur deniz sürüngeni türlerine ait olduğu belirlendi. Fosillerden birine devasa boyutları nedeniyle ‘canavar’ adı takıldı. Bilim insanları bu hayvanların derin sularda en yırtıcı türlar olduğunu vurguluyor. Henüz toprak altından bütünüyle çıkarılmamış olan ‘canavar’ın iskeletinin kafatası 3 metre, boyu ise 8 metre.

Oslo Üniversitesi’nden palaeontologlar, fosilleri Svalbard yarımadasında rutin bir kazı sırasında farketti. Kazı üyesi Jorn Harald Hurum BBC’ye verdiği demecinde, adanın kazı yapılan burnunun fosil açısından son derece zengin olabileceğini belirterek; “Her 100 metre’de bir fosil yatıyor” diye konuştu.

Kazı alanında 21 adet uzun boyunlu plesiosaur, 6 ichthyosaur ve 1 adet de kısa boyunlu plesiosaur bulundu. Bulunan fosil iskeletler bütünselliklerini koruyor.
Bu hayvanların öldükten deniz tabanına çöktüğü düşünülüyor; deniz dibinde oksijenin çok az olması bu hayvanların iskeletlerinin bozulmadan korumasını sağladı.Kimi uzmanlar ise plesiosaur’ların İskoçya’da bir gölde yaşadığı söylenen mistik Loch Ness canavarının atası olduğunu iddia ediyor. Plesiosaur’ların da iki türü olduğu var sayılıyor; küçük kafalı ve uzun boyunlu veya büyük kafalı ve kısa boyunlu. Kısa boyunlu türe ayrıca pliosaur adı veriliyor. Fosili bulunan ve dev boyutları nedeniyle ‘canavar’ adı verilen hayvan işte bu türe ait.
Ichthyosaur türü bugünkü yunuslara benzerliğiyle dikkat çekiyor, ancak bu türün fazla bir üst yüzgeci yön bulmalarını sağlıyordu.

→ yorum bırakKategoriler: hayvanlar
Etiketlendi:

610 kiloluk balkabağı

Mayıs 1, 2009 · Yorum Yapın

kab

2 İngiliz çiftçi Avrupa’nın en büyük balkabağını yetiştirdi. Bu şaşırtıcı balkabağı büyümesi için günde 300 litreden fazla su ile sulanıyormuş. Normal bir balkabağından yaklaşık olarak 100 kat daha büyük olan balkabağı Malvern Sonbahar Gösterisi’nde sergilendi.

→ yorum bırakKategoriler: bitkiler
Etiketlendi:

köpek karkoya verilirse

Mayıs 1, 2009 · Yorum Yapın

Olay bir havayolunun Hamburg-İstanbul seferini yaparken oluyor.
Almanya’dan binen bir bayan köpeğini pet-basket içinde kargoya veriyor, inince almak üzere… 2 saat sonra uçak inince önce kargo açılıyor ve köpeğin ölmüş olduğu ortaya çıkıyor.

Yer müdürü, “Ne yapalım şimdi? Kargoya konan hayvan ölürse çok büyük cezası var.” diye düşünürken oradan biri atılır ve “Bu köpeğin çok benzeri bizim mahallede var, kadını 15 dk. bekletin onu getirip değiştirelim” der.

Nitekim öyle yapılır, ölü köpeğin tasması da yenisine takılır. Bu arada kadın sabırsızlanmaktadır, “köpeğim nerede” diye..

5 dk. sonra kargodan çıkan köpeği gören kadın o anda düşer bayılır.

Alandakiler herhalde kendi köpeği olmadığını anladı da bayıldı diye düşünürler. Neyse kadın kendine gelince olay ortaya çıkar.

Kadın zaten Almanya’dan köpeğinin ölüsünü getiriyormuş.

→ yorum bırakKategoriler: ilginç olaylar
Etiketlendi:

yağmur yağdıkca taşlar büyüyor

Mayıs 1, 2009 · Yorum Yapın

 

tasRomanya’nın Karpat Dağları’nın da bulunduğu Vılcea bölgesindeki Costeşti kasabasının yakınındaki ormanda taşlar büyüyor.

Onlara bölge halkı “trovanti” diyor. Kimileri kutsal olduklarını düşünüyor. Çünkü doğada başka örneği yok. Kimleri bu taşlara dokunmaya bile korkuyor. Kimileri ise turistlere satıyor.
Ama bilim adamları, her yağmurla birlikte büğyüyen bu taşları incelediler. Sonuç ilginç ama olduça basit: Taşların yapısında bulunan çimento benzeri madde, aynen çimento gibi suyla birlikte hacim kazanıyor.

Buna rağmen “trovanti” taşlarını görmek için artık dünyanın dört bir yanındaki meraklılar bölgeye akın ediyor.

→ yorum bırakKategoriler: ilginç doğa olayları
Etiketlendi:

30 yıl dışarı çıkmadı

Mayıs 1, 2009 · Yorum Yapın

1Fransa bu olayı konuşuyor. Polis ölen annesini aramak için eve gidince inanılmaz bir manzarayla karşılaştı. Evde saçları 3 metre uzamış bir adamla karşılaştı. Yapılan araştırmada adamın 30 yıl boyunca hiç dışarı çıkmadığı tespit edildi. 

Kadın oturduğu koltukta ölü bulundu. Ancak polisi hayrete düşüren olay bu değildi. Çünkü 30 yıldır hiç dışarı çıkmamış ve saçları 3 metre boyunda bir adama rastladı.

Adamın 30 yıldan bu yana emekli annesi ile birlikte yaşadığı ve bu süre içinde dünyayla ilişkisini keserek, evde yaşadığı ortaya çıktı. Michel Pages adlı adam 1974 yılından bu yana hiç güneş yüzü görmemiş.

Michel henüz 17 yaşında iken dünyayla bağlarını keserek evde yaşamayı seçmiş. Michel Pages bulan polis, “Ev çok kötü bir şekilde kokuyordu. Açlıktan zayıf düşmüş bir adam gördüm. Çok kötü kokuyordu ve pantolonuna yapmıştı” dedi.

→ yorum bırakKategoriler: ilginç olaylar
Etiketlendi:

en ilginç ölümler

Mayıs 1, 2009 · Yorum Yapın

Buenos Aires’te karısına sinirlenip onu öldürmeye karar veren adam, otelin 23. katındaki odalardan karısını aşağıya atar. Kadın elektrik tellerine takılır. İşini sağlama almak isteyen adam, karısının peşinden atlar. Tellere tutunamaz, yere çakılır. 

Mısırlı çiftçi, Nil Nehri’ne düşen tavuğunu kurtarmak için suya atlar. Ancak girdaba yakalanır. Kıyıya dönemeyince, bağırarak yardım ister. Bu kez oğlu atlar suya. O da girdaba kapılır. Beraberce yardım isterler. Derken adamın kızı, karısı da aynı kaderi paylaşır. Sonunda tavuk kurtulur ama ardında 6 ölü bırakır. 

Iraklı terörist Khay Rahnajet, içinde bomba olan paketi postayla suikast adresine göndermeye kalkar. Ancak yeterli sayıda pul yapıştıramadığı için, paket ev adresine geri gönderilir. İçinde bomba olduğunu unutan acemi terörist paketi açar ve sonrası malum. 

Astronot biliminde çığır açan Danimarkalı bilim adamı Tycho Brahe, vaktinde tuvalete giremediği için öldü. 16. yüzyılda yemek bitmeden sofradan ayrılmak hakaret sayılırdı. O gece, şölene gelmeden önce tuvalete girmeyi unutmuştu. Yemekte içkiyi fazla kaçıran Brahe, izin isteyemeyecek kadar nazikti. İdrar kesesi patlayan bilim adamı, 11 gün acı çektikten sonra öldü. 

Güney Afrika’nın Cape Town Şehri’ndeki bir hastanede gizemli olaylar oluyordu. Üstelik ölümlerin hepsi, cuma günleri 311 numaralı yoğun bakım odasında gerçekleşiyordu. Hemşireler ve doktorlar buna bir çözüm bulamayınca, devreye polis girdi. Araştırmalar sonuç vermedi. Sır ölümlere uzun süre açıklama getirilemedi. Uzmanlar, odanın havasını bakteriyolojik olarak kontrol ettiler. Sonuç sıfırdı. Bu arada ölümler devam etti. Sonunda oda sürekli olarak gözetim altına alındı ve neden ortaya çıktı. Cuma sabahları saat 06.00′da odaları temizleyen görevli, hastanın başındaki solunum cihazının fişini çekerek elektrik süpürgesinin fişini takıyordu. 

Marco ve Roberto adlı iki kardeş, hiç geçinemiyorlardı. Roberto’nun sık sık kendisiyle dalga geçmesine dayanamayan Marco, kardeşini öldürdü ama onun ölümünden 5 dakika sonra kendisi de öldü. Çünkü Marco ile Roberto, aynı donanım sistemini paylaşan ikizlerdi. Roberto ölünce, Marco’nun da kan dolaşımı durmuştu. 

ABD’nin Alabama Eyaleti’nde 25 yaşındaki bir asker tükürme alışkanlığının kurbanı oldu. Pencere kenarında oturarak tükürüğünü sokak lambasına isabet ettirmeye çalışan bir asker, dengesini kaybedip 11. kattan düşerek hayatını kaybetti. 

1995 yılında Coca Cola makinesinden bedava soda almaya çalışan bir adam, aniden fırlayan kola kutusu yüzünden hayatını kaybetti. 

Jake Fen isimli Macar adam, eşini korkutmak için kendisini asmış pozu verdi. Eve gelen eş, kocasını o halde görünce bayıldı. Kapıyı açık gören komşu kadın içeriye girince, iki cesetle karşılaştığını sanıp evi soydu. Topladıkları ile çıkarken, Jake kadına bir tekme attı. Cesedin canlandığını sanan kadın, korkudan öldü. 

New York’ta caddede bir adama araç hafifçe çarptı. Adama bir şey olmamıştı. Şoförle konuştu ve kalkacakken olayı gören biri yanına gelerek, kalkmazsa sigortadan para alabileceğini söyleyince yeniden aracın önüne yattı. Araç sürücüsü ise adamın gittiğini düşünerek gaza bastı ve adam öldü. 

Bayan Carson, Amerika’nın New York Kenti’nde yaşıyordu. Bir gün eğlenmek için cenaze işleri yapan bir şirketle anlaştı. Şirket eve telefon etti ve bayan Carson’un kalp krizi geçirip öldüğünü söyledi. Aile hemen koştu. Bu sırada tabutun içinde yatan bayan Carson, birden doğruluverdi. Ama kızı o anda kalp krizi geçirip öldü. 

Romollo Ribaldo, işsizdi. Pisa Kenti’nde oturan 42 yaşındaki bu İtalyan, bir gün tabanca ile intihar etmeye hazırlandı. Eşi onu engellemek için dil döktü. Sonunda Romolo, ağlamaya başladı ve intihardan vazgeçip silahını yere fırlattı. Ateş alan tabancadan çıkan mermi eşine isabet etti ve eşi öldü. 

Sibirya’nın köylerinden birinde cenaze mezarlığa götürülüyormuş. Mısır tarlasının ortasında, tabut köylülerin ellerinden düşüvermiş. Tabutun içindeki ceset düşüp dereye yuvarlanmış. Akıntı, cesedi dinamitle avlanan balıkçıların yanına sürüklemiş. Balıkçılar “Acaba adamı dinamitle biz mi öldürdük?” diye endişeye kapılarak, cesedi askeri kışlanın tellerine bırakmışlar. Nöbetçi er, bölgeye birinin yaklaştığını düşünerek cesedi yaylım ateşine tutmuş. Hemen ambulans çağrılmış. Delik deşik olan ceset, hastaneye kaldırılmış. Operasyon 6 saat sürmüş. Ameliyattan çıkan doktor, alnından akan terleri silmiş ve “Çok zor oldu ama galiba yaşayacak” demiş 

1983′te mağazada hırsızlık yaparken yakalanan San Diegolu bir kadın, polislere ‘eğer onu bırakmazlarsa’ morarana kadar nefesini tutacağını söyledi. Polisler kadını bırakmadılar, o da gerçekten ölünceye kadar nefesini tuttu. 

Bir fil bakıcısı filin temizliği ile ilgilenirken filin posasının altında kalıp can vermiş. 

Bir lunaparkın 2 kafadar gece bekçisi, park kapandıktan sonra dönen salıncaklara binmeye karar vermişler. Yönetici kabinine girmişler, aleti çalıştırmışlar. Makinenin ısınması için 1 dakika kadar süre gerekiyor tabii. Salıncaklara bir güzel kurulmuşlar. 1 dakikalık süre geçmiş, alet çalışmaya başlamış. Ama 2 kafadar, seans süresini ayarlamayı unutunca bütün gece kusarak ölmüş. 

Bunlar da ilginç ölüm nedenleri: 

Her yıl, çatıya çıkıp anteni değiştirenlerden bin 800 kişi can veriyor. Çatıdan düşen ama ölmeyenlerin sayısı da 2 bin civarında. 

Dünyanın en zor mesleklerinden biri de kuşkusuz otomobil tamirciliğidir. Her yıl, bu iş sektöründe 900 kişi hayatını kaybediyor. 

En fazla ölümlerin yaşandığı iş kollarından biri de boyacılık sektörü. Dünya üzerinde her yıl bin 100 kişi, boya merdiveninden düşerek ölüyor. 

Her yıl 33 bin kişi, yanlış iğne nedeniyle ölüyor. Özellikle Afrika’da, bu tarz ölümler artık normal sayılıyor. 

Her yıl, gömlek veya pantolon düğmesi dikerken 299 kişi ölüyor. Dikiş sırasında iğneyi vücuduna batıranlardan bazılarının ölüm nedeni: Bulaşıcı hastalık. 

Her yıl, 2 bin 480 kişi ampul değiştirirken elektrik çarpması nedeniyle ölüyor. 

İlginç ölümlere maruz kalanlardan bazıları da kasa görevlileri. Her yıl ya soyguncuların kurşunu ya da müşterilerle takrtıştıkları için 6 bin 500 görevli ölüyor

→ yorum bırakKategoriler: ilginç olaylar
Etiketlendi:

gelmiz geçmiş en uzun adam

Mayıs 1, 2009 · Yorum Yapın

1918 -1940 Yılları Arasında Yaşamış… Adı Robert Pershing Wadlow Boyunun uzunluğu öldüğünde tam 272 cm ‘miş. AğırLığı ise 222 Kg. 18 Yaşındayken Boyu 254 cm’miş, ağırLığı ise 177 kg’miş.

adamYaşına göre Boy uzaması ve kilosu ise şöyle:
8 yaşında- (182 cm)
10 yaşında- (198 cm) (100 kg)
14 yaşında- (224cm)
16 yaşında- (240 cm) (166kg)
17 yaşında- (248 cm) (180 kg)
18 yaşında- (254 cm) (177kg)
22 yaşında- (272 cm) öldüğü zaman…(222kg)

→ yorum bırakKategoriler: insanlar
Etiketlendi:

koca boynuzlu hayvan

Mayıs 1, 2009 · Yorum Yapın

→ yorum bırakKategoriler: hayvanlar
Etiketlendi: